Mardi 16 mai 2017 à 18h à l'IFEA
Catherine Marro
(CNRS)
intervention en anglais

inscription avant le 15 mai : https://www.inscription-facile.com/form/4iDPoS2nIOoXVpjdzMvK


The South Caucasus from the Neolithic to the Bronze Age. Ten years of excavations in Nakhchivan (Azerbaijan)

Le Nakhchivan est une région à vocation de carrefour située aux confins des plateaux iranien et anatolien, entre le Caucase et la Mésopotamie. Nos recherches sont mises en œuvre à travers plusieurs opérations comportant à la fois des fouilles (Ovçular Tepesi, Duzdagı, Kültepe 1, Zirinçlik) et des prospections (Duzdagı). Parallèlement aux fouilles menées sur les habitats, un programme sur les paléoenvironnements, associé à une étude de la gestion des ressources naturelles par les communautés du Chalcolithique et de l'âge du Bronze, a été lancé en 2008. Une prospection systématique a ainsi été entamée sur la mine de sel de Duzdagı, site remarquable tant par sa situation que par la richesse de son matériel archéologique.

Ces  recherches se font en collaboration avec l'Académie des Sciences d'Azerbaïdjan, section du Nakhchivan. Elles sont financées par le Ministère des Affaires étrangères et du Déveleoppement international, l'ANR (programme franco-allemand MINES: "On salt, copper and gold: the origins of early mining in the Caucasus" (dir. C. Marro et Th. Stöllner, U. de Bochum, Allemagne).

Catherine Marro est directrice de recherche au CNRS (UMR Archéorient/Maison de l'Orient et de la Méditerranée et directrice de la « Mission Archéologique du Bassin de l'Araxe (Turquie, Iran, Azerbaïdjan).


Jeudi 6 avril 2017 à 18h30 à l'IFEA
İbrahim Halil Kalkan
(Université de New York)
intervention en turc
dans le cadre du séminaire "Sciences et savoirs dans l'Empire ottoman"

Inscription avant le 5 avril : https://www.inscription-facile.com/form/c9lLZbS9Hvk6gBZ0k9N8

İnsan Onuru, İktidar ve Siyaset: Osmanlı İmparatorluğu’nda Ceza Hukuku Reformu ve İşkence Yasağı

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, Osmanlı ceza hukukunda, bir cezalandırma pratiği ve yasal kanıt üretme yöntemi olarak işkence, evrimsel bir süreç içinde yasaklanmıştır. Konuşma, işkence yasağının neden ortaya çıktığı, bir başka deyişle, neden işkence pratiğinin Osmanlı yönetici eliti için ciddi bir sorun olarak anlaşılmaya başlandığı sorusu üzerine yoğunlaşacak. Soru iki farklı düzlemde ele alınacak. Öncelikle, işkence yasağının siyasal iktidarın işleyişinin nasıl olması gerektiğine ilişkin resmi anlayışın dönüşümüyle bağlantılı olduğu önerilerek, söz konusu dönüşümün doğası ve neden işkence pratiğiyle özünde çeliştiği üzerinde durulacak. Sonrasında, ceza hukukunun yapısal dönüşümünü ve beraberinde işkence yasağını içeren yeni iktidar anlayışının ortaya çıkışının tarihsel bağlamı tartışılacak.

Mardi 27 avril 2017 à 18h à l'IFEA
Ayşen Uysal
présentera son ouvrage Sokakta Siyaset. Türkiye’de Protesto Eylemleri, Protestocular ve Polis, İletişim, 2017
dans le cadre du séminaire "Sociologie politique de la Turquie contemporaine"

inscription avant le 26 avril : https://www.inscription-facile.com/form/VRudvgVE6MU05dHmKWH5

À propos de l'ouvrage : http://www.iletisim.com.tr/kitap/sokakta-siyaset/9412#.WM-YBtKGOiM
Mercredi 31 mai 2017 à 18h à l'IFEA
Baptiste Vergnaud
(IFEA)
"The towers of Labraunda: military architecture and daily life in Classical and Hellenistic Caria"
Dans le cadre de présentations des travaux de boursiers
intervention en anglais 

inscription avant le 30 mai : https://www.inscription-facile.com/form/zFFCX51HoJ2EzbBZ8Hud

Vendredi 21 avril 2017 à 14h30 à l'IFEA
Didem Çatalkılıç
(Université d'Ege)
intervention en turc
dans le cadre de présentations des boursiers de courte durée

inscription avant le 20 avril : https://www.inscription-facile.com/form/6omo2GYQ6O2pwVPM5jFo

Bir hafıza mekânı olarak zexes ve kaşenlik

Yaklaşık 150 yıl önce Kafkasyalılar ata topraklarından Osmanlı Devleti’ne göç etmiştir. Kafkasyalılar kimliklerini kaybetmeme, geçmişlerini hatırlama ve kuşaklar arasında aktarma süreçlerini semboller üzerinden yürütmüşlerdir. Söz konusu semboller ise bir araya gelerek “Hafıza Mekânları”nı oluşturmuşlardır. Hafıza Mekânı kavramının sahibi Pierre Nora ise kavramı; “İnsanların iradesiyle ya da zamanın işleyişle herhangi bir topluluğun ortak hafıza malına ait simgesel öğe haline getirdiği maddi ya da fikri düzendeki her anlamlı birim” olarak tanımlamaktadır. Türkiye’de yaşayan Kafkasya kökenliler da sahip oldukları sembollere yükledikleri anlamlarla geçmişleri ile bağlarını devam ettirmektedirler. Söz konusu sembollerden birisi “zexes ve kaşenlik” kavramıdır. Kafkasyalıların günümüze kadar devam ettirdikleri geleneklerden birisi kaşenlik âdetidir. Kaşenlik birbirini seven kız ve erkeğin arkadaşlık ilişkisidir. Bu gençler birbirini tanımak için zexes adı verilen toplantılarda birlikte olurlar. Söz konusu gelenek evlilik tercihi yaparken gençlerin Kafkas kültürünü tanıyan ve o kültüre göre yaşayan kişileri seçmelerine olanak sağlamaktadır.

Bu çalışma, TÜBİTAK 115 K 357 mumaralı proje kapsamında hazırlanmıştır.

Présentation d'ouvrage
Mardi 25 avril à 18h à l'IFEA
Yaşar Adnan Adanalı
(Université tehnique de Berlin)
Gecekondu Gazetesi: Türkiye'nin Enformel Kentleşme Haberlerini Arşivlemek
intervention en turc

inscription avant le 24 avril : https://www.inscription-facile.com/form/qOXnivsVBlmyvZjmxJzk
Jeudi 20 avril 2017 à 18h30 à l'IFEA
Fatma Öncel
(Université de Boğaziçi)
intervention en turc
dans le cadre du séminaire "Sciences et savoirs dans l'Empire ottoman"

inscription avant le 19 avril : https://www.inscription-facile.com/form/S1KaY14eUOPJrjSK0h3E

Osmanlı’da toprak ve malumat: Teselya 1780-1880

Osmanlı kırsalı hakkında devletin bilgi toplama teknikleri, 18. yüzyılın sonundan 19. yüzyılın sonuna kadar ciddi bir dönüşüm geçirmiştir. Günümüz tarihçiliğinin odak noktasında olan Tanzimat sonrası modern bilgi toplama pratiklerinin temeli, 19. yüzyılın ilk yarısında atıldı. Bu süreci, toprak rejiminin dönüşümünden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Özel mülkiyete benzer çiftliklerin çokluğu, vakıfların 16. yüzyıldan beri varlığı, vergi toplama hakkının uzunca bir süre yerel ve nâmevcut (absentee) toprak sahiplerine devredilmesi, Teselya’yı bu çifte dönüşümü gözlemlemek için önemli bir saha yapar. 18. yüzyıl sonunda devlet otoritesinin kırsal hakkında edinmek istediği malumat, aracı toprak sahiplerinin hazineye sağlayacağı toplam mali ve beşeri kaynak üzerine yoğunlaşıyordu. 1820’lerde toprak sahibi sınıfların tasfiyesi çabasının ardından ise, kırsalı ve kaynaklarını, yani köylüyü, üretimi, vergiyi doğrudan tanıma ihtiyacı doğdu. Bilgi toplama teknikleri ve toplanan bilginin içeriği böylece değişmeye başladı.

Devlet arşivleri, vakıf arşivleri ve konsolosluk arşivlerinden sağlanan kaynaklarla yapılan bu araştırma, farklı siyasal-iktisadi rejimlerin, devletin kırsal hakkında edinmek istediği malumat üzerindeki etkisini inceler. Osmanlı toprak meselesine bu açıdan yaklaşmak, uzun 19. yüzyılın kurumsal süreklilik ve değişimleri hakkında yeni sorulara da zemin hazırlar.



Mercredi 10 mai 2017 à 18h à l'IFEA
Bülent Yazıcıoğlu
(artiste photographique)
intervention en turc

inscription avant le 9 mai : https://www.inscription-facile.com/form/pdbFXbg4UJrQVCobB6W2

Anadolu'da bir kayıp zaman sesi: Diyarbakır ve Hevsel Bahçeleri

Diyarbakır, M.Ö. 3000-M.Ö. 1260 yılları arasında hüküm süren Hurri – Mitanni egemenliğinin ardından, 27 uygarlığa daha ev sahipliği yapmış, Mezopotamya'dan Anadolu'ya geçiş teşkil eden konumuyla bir açık hava müzesini andırmakta. Tarihi varlığını 7000 yıldır sürdüren, 5 700 metre uzunluğunda ve 12 metre yüksekliğindeki şehir surları ile birlikte özgün işlevini binlerce yıldır koruyan, 700 hektarlık Hevsel Bahçeleri, UNESCO tarafından Temmuz 2015'te dünya kültür mirası ilan edildi. Dicle Nehri, On gözlü köprü ve Kırklar Dağı ise birbirini tamamlayan ve Diyarbakır’da bir zamanlar yaşayıp artık çoktan göçüp gitmiş olan 27 uygarlığın sessiz çığlığının mühürlendiği birer değer niteliğinde. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu bölgeyi "rezerv yapı alanı" ilan etmesi, bölgede büyük bir tedirginlik yaratmış durumda. Konu hakkında farklı görüşler söz konusu. Sanatçı, tarih yazımına odaklanmasa da, fotoğraf sanatının ışık tutacağı bu görsel sosyoloji çalışması ile Hevsel Bahçeleri’nin tartışmalı geleceğine ışık tutmaya çalışılacak…

Vendredi 25 mai 2017 à 18h30 à l'IFEA
Akif Ercihan Yerlioğlu

Dans le cadre du séminaire « Sciences et savoirs dans l'Empire ottoman »
intervention en turc

inscription avant le 24 mai : https://www.inscription-facile.com/form/agnDYk5ptVblxTKaFAkZ

Mūmyā: Osmanlı Tıbbında Gündelik Bir İlacın İzini Sürmek


Yüzyıllar boyunca Avrupalı hekimler, antik Mısır mumyalarının bedenlerinden alınan bölümlerin, yani mumyalamak için üzerine sürülmüş olan ilaçlarla bütünleşmiş ceset parçalarının, tedavi edici özelliklere sahip olduğuna inandılar. Ortaçağ’dan on dokuzuncu yüzyıl sonlarına kadar Avrupa tıbbında önemli bir kullanım alanına sahip olan “mumya” ilacı (veya mumya tozu, Latince mummia/mumia) az sayıda çalışmanın konu edindiği karmaşık ve bir o kadar da garip bir tarihe sahip. Mısır mumyaları (ya da yalnızca parçaları) şifa için Avrupa’ya doğru mütemadiyen kat ettikleri bu yolda, Osmanlı tıbbında ve sosyal hayatında hiç iz bırakmamış olabilir mi? Bu konuşmada, başta Osmanlı erken modern döneminin tıbbi ve farmakolojik kaynakları olmak üzere, birçok farklı belgeyi kullanarak “mūmyā”nın Osmanlı tıbbı ve sosyal hayatındaki yerini daha iyi anlamaya çalışmayı ve onu, dönemin bağlamı içinde değerlendirmeyi amaçlıyorum.

Lundi 22 mai 2017 à 18h à l'IFEA
Jean-Baptiste Le Moulec

inscription avant le 22 mai midi : https://www.inscription-facile.com/form/X7i89lbod4oCWnnTIy5x

La politique extérieure turque dans le monde arabe (1998-2017) : experts et acteurs de terrain

La présentation reprendra mon itinéraire de recherche, entre terrains, questionnements et littérature, depuis 2012 et jusqu’à mars 2017. Présentant tout d’abord la construction de mon objet de recherche de doctorat, la production de savoirs sur le monde arabe en Turquie et ses liens avec la politique extérieure turque à l’ère de l’AKP, j’exposerai les raisons objectives -et subjectives- de la poursuite de la recherche dans un pays du monde arabe. S’agissant donc d’une sociologie des « experts » du monde arabe turc et du décryptage de l’économie sociale et politique de leurs rapports aux pouvoir politique, je présenterai mon terrain turc, effectué entre octobre 2012 et mars 2016, en soulignant l’intérêt d’une telle recherche au-delà du seul périmètre de la politique étrangère, dans une perspective de déconstruction de l’État et de son fonctionnement. Après avoir présenté mes principales conclusions de thèse, je m’expliquerai sur l’intérêt de mener une recherche sur des acteurs opérationnels, de terrain, après un travail sur les experts et formulateurs de politique, a fortiori dans un pays arabe éloigné de la Turquie : le Maroc. Revenant sur une enquête de terrain récente, je tenterai une analyse à chaud des entretiens effectués à Rabat et Casablanca en avril 2017 auprès de diplomates et hommes d’affaires turcs opérant au Maroc. Pour ce faire, j’évoquerai notamment les récits et l’historiographie mis en avant par les interrogés pour expliquer l’activisme turc dans ce pays.

Mardi 30 mai 2017 à 18h30 à l'IFEA
Şahika Karatepe
(Université de Bogaziçi)
Dans le cadre du séminaire « Sciences et savoirs dans l'Empire ottoman »
intervention en turc

inscription avant le 29 mai : https://www.inscription-facile.com/form/GRyUzVivPNhWnP4c8VQH

İmparatorluk Demiryolları'nda Tren Kazaları 1858-1908

19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren İmparatorluk sınırları içerisinde inşa edilmeye başlanan demiryolları ve çevresinde asayiş ve sükunet sağlamak amacıyla, 11 Haziran 1867’de Demiryolu Umum-ı Zabıta Nizamnamesi kabul edilmiş ve hukuki ve askeri araçlarla bu alanda düzen ve kontrol sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak demiryolu inşası sonrası oluşan yeni çevrede Osmanlıların raylar üzerinde yürümek gibi pratikleri, milliyetçiliğin yükselmesiyle değişen siyasi konjoktürde İmparatorluk yönetiminin simgelerinden biri olan trenler ve raylara yapılan saldırılar, insan ve teknolojik etmenli kazalar, hayvanların alana girişleri ve hava koşulları gibi seyrüseferi engelleyen etmenlerle öngörülenin aksine kontrol edilmesi kolay olmayan bir çevre ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda bu sunum, bir mekân olarak demiryolu ve çevresine odaklanarak, Osmanlı İmparatorluğu’nda ekonomik gelişme, bürokratik kontrol ve siyasi bütünlüğün teminatlarından biri olarak görülen demiryollarının kontrol ve korunmasında ortaya çıkan sorunlardan biri olan ve trenlerin raylar üzerindeki güvenli seyahatlerini engelleyen kazaları ele alacaktır.

Nell Gabiam (Université Iowa)
intervention en anglais
Philippe Bourmaud (IFEA) sera discutant
Dans le cadre du séminaire « Sociologie politique de la Turquie contemporaine »

inscription avant le 11 mai : https://www.inscription-facile.com/form/zFFCX51HoJ2EzbBZ8Hud


Palestian Refugees and the War in Syria: From Relative Intergration to Secondary Exile

Before the ongoing war, there were about 560, 000 Palestinians living in Syria, mostly refugees and descendants of refugees from the 1948 Arab–Israeli war. Legally entitled to public employment, health, and education, they were, in many respects, integrated into Syrian society. However, they continued to maintain a strong sense of Palestinian identity and many of them continued to live in areas designated as “camps.” With the onset of the war in Syria, at least 20% of Syria’s Palestinian population have fled the country, becoming once again refugees, and more than half of the remaining Palestinian population are internally displaced. Drawing on past fieldwork with Palestinians living in Syria and recent interviews with Palestinians displaced by the war and who are now living in various parts of the Middle East and Europe, my presentation examines the effects the war on Syria’s Palestinian population. It not only details the war’s material effects but also addresses the extent to which the war has impacted the sense of belonging and identity and the political claims of Palestinians from Syria.

Palestinian Refugees and the War in Syria: From Relative Integration to Secondary Exile

Vendredi 5 mai 2017 à 18h à l'IFEA
Alper Kaliber
(Université de Kemerburgaz)
intervention en anglais
Dans le cadre du séminaire « Sociologie politique de la Turquie contemporaine »

inscription avant le 4 mai : https://www.inscription-facile.com/form/XP7WUPsd1VQssNo2FFHa

Understanding the Post-Failed Coup Turkey: From State of Emergency to Permanent State of Exception

Turkey is currently ruled under a state of emergency declared soon after the failed coup attempt of 15 July 2016 and extended recently for another three months by late April. Throughout the nine months of the state of emergency that have provided Turkish state elites with sweeping new powers, the Turkish government has issued several  decrees having the force of law without any oversight by the national parliament. Drawing on these decrees,  nearly 150,000 people were fired, suspended or arrested, several left-wing and pro-Kurdish radio and television outlets were closed, dozens of academics calling for resumed peace talks in the Southeast of Turkey were dismissed, several columnists and journalists were imprisoned. Although the Turkish government announced that the emergency decrees would solely be about the attempted coup-related issues, the titles and content of the decrees were defined in a way as to target diverse opposition groups in Turkey.

This paper argues that Turkey is about to fall into the ‘emergency trap’ where the state of emergency has turned out to be a permanent ‘state of exception’ institutionalized through excessively securitized practices of the Turkish statecraft. Following Agamben, the state of exception (SoE) may be defined as a paradigm of government where the laws and norms of democratic regime are suspended by state elites demanding not to be held responsible as they break these laws and norms when facing a crisis. With the recently approved constitutional amendments granting considerable executive and legislative powers to presidency, the SoE is about to institutionalize as the dominant paradigm of rule in contemporary Turkish politics. These constitutional amendments grant the president the authority to issue decrees having force of law in a wide range of issues, to declare the state of emergency, to dissolve the parliament and recognise a broad authority over the judiciary.

While in European cases SoE has been applied as temporary suspension of the laws in force and has not led to a radical reorganization of the juridical and political order, in Turkey it is instrumentalized by the Turkish ruling elite to replace the parliamentary system with the presidential one. This shift is justified through an excessively securitized discourse where Turkey is waging its second war of independence against diverse terrorist organizations supported by the Western states. Evidence from the Turkish case reveals that there exists an intimate relationship between securitization and the ‘state of exception’.  It also shows that the demand for exceptionalism is voiced by the ruling elite as well as other securitizing actors including pro-government media outlets, social media commentators and trolls allegedly linked to the ruling Justice and Development Party (AKP) government.

ico newsletter